Lozan: Gizli Maddelerin Peşinde

 “Tahassürümüm [özlemimin] derecesini ifade edemem. Anadolu’da aylarca görüşmediğimiz zamanlar olmuştu. Ama kendimi bu kadar uzak ve istediğim zaman hemen sizi bulamaz görememiştim. İstediği zaman sizinle konuşmak ve buluşmak ihtimali bile bizi insanların en büyük kuvveti olduğunu bir daha tecrübe ediyorum.

(…) Benim güzel Paşam, bilemezsin bu anda ne kadar tahassür ve teessürüm [üzüntüm] vardır. (…) Hayatımdan suret-i umumiyede [genel olarak] memnunum. Heyetimizde ahenk ve intizam [düzen] vardır. Ciddiyetle çalışıyoruz. İş hakkında ne yazayım, raporumu okursun.

Benim güzel şefim, sevgili kumandanım. Seni ne vakit göreceğim? Gözlerinden öperim. Çok laubaliliğimi affet, çok tahassürüm. Kelimeler çok eksik ve içim hiç tatmin edilmemiştir. İsmet.”

Lozan’dayım. Cenevre’den 5-9 euro arası bir ücretle covoiturage [araba paylaşımı] yaparak da buraya gelebilirsiniz; işinizi son ana bırakıp 20 euro ödeyerek trenle de.

Vagondan çıkıp “Lausanne” tabelasını görünce duygulanıyorum. Başka hangi milletten biri, bir tabela görüp 90 küsür yıllık bir anı yüzünden  bu hâle gelebilir? Bilmiyorum. Fakat günün sonunda emin olacağım ki Lozanlılar, Türklerin bu tuhaf özelliğine çoktan alışmışlar. Çünkü şehirleri, bir milletin makus tâlihini yendiği yer.

Lozan’da okuyan ve kentte rehberim olacak arkadaşım B.’yi bekleyeceğim süre için, her turist gibi, Starbucks’ı seçiyorum. İnternete saniyeler içinde erişim. Frankı Türk lirasına çevirmemeye gayret. Pahalılık. Soğuk. Estetik. Güzellik.

“Lozan Antlaşması’nın imzalandığı bina…” kelimeleri karşıma muhtelif kaynaklar çıkarıyor. Moral bozmak yok. “Olmasaydın, olmazdık” tarzı bir belge için değil; fakat on yıllardır aynı dili konuşup aynı yaşam alanını paylaştığım milyonlar gibi onurlu bir şekilde, başım dik gezmemi sağlayan bir anlaşmanın izindeyim. O binayı bulacağım. O havayı teneffüs edeceğim.

Delegation_of_Turks_which_was_sent_to_Lausanne

Lozan’a giden Türk heyeti: [ön sıra; soldan sağa] Reşit Saffet, Zülfü, Rıza Nur, İsmet Paşa, Zekâi, Muhtar, Münir, [arka sıra]; Atıf, Yahya Kemal, ?, Ruşen Eşref, Mustafa Şeref, Tahir, Cevat, Tevfik, Sabri, Seniyettin, Hayim Naum, Mehmet Ali, Zühtü, Şevket, Yusuf Hikmet, Süleyman Saip, Fuat, Celâl Hazım, Hüseyin

B. geliyor. İstanbul’dan gelen arkadaşı ile birlikte üç kişiyiz. Avrupa’nın göbeğinde, şimdiye kadar gördüğüm en güzel, sakin ve huzurlu şehirlerden birini 2-3 saat içinde geziyoruz. Şurda şu katedral var, burda bu müze. Dikkatimi verebiliyor muyum? Hayır. İstanbul’un yokuşlarına taş çıkaran Arnavut kaldırım taşlarıyla örülü yokuşları inip çıkarken nefesim tükeniyor; soğuk hava, güneşe aldırmadan bedenimin açıkta kalan bölümlerini ısırıyor. Umrumda mı? Hayır. Aklımda daha çok şu var:

Yahya Kemal şu caféde oturmuş muydu? Lord Curzon, İsmet Paşa’ya küfrederek bu caddede adımlayıp o restorana mı girmişti? Mussolini, konuşmasını bitirince arabasıyla şu yoldan mı ayrılmıştı? Şehrin ortasındaki bu görkemli postane binasına Ankara’dan neler geliyor, Ankara’ya neler gidiyordu? İsmet Paşa, bu metnin başındaki duygu yüklü satırları, karşımda uzanan hayranlık verici Lac Léman‘a [Leman Gölü] bakarak mı kafasında kurmuş, kağıda geçirmişti?

Cevabı yok. Hiçbir zaman da olmayacak büyük ihtimalle. Olsun. İnsan âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

Yorucu fakat dolu dolu geçen gezimizin önemli bir kısmını tamamlayıp Lac Léman kıyısına geliyoruz. Önceden sandviçlerimizi, en ucuza, alarak tabii. Moda sahildeymiş gibi hissediyorum. Tek fark; karşımda uzanan dehşetengiz Evian dağları. Alplerin gölün karşı kıyısında kalan bu heybetli uzantısı, Fransız sınırlarının içerisinde. Soluma baktığımdaysa karşıdan gelen vapurları görüyorum; harıl harıl iki ülke arasında yolcu taşıyorlar.

Yine internete dalıyoruz. Muhtelif bilgiler, dezenformasyonla birleşince bir noktaya varamıyorsunuz: Yok, efendim, müzakereler şurda olmuş, imzalar burda atılmış, aslında tarihimizde bu kadar “Lozan Anlaşması” varmış…

Bilinmesi gereken (sanırım) ilk şey; imzaların üstünde atıldığı masanın, zamanın cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e hediye edildiği.

İkinci olarak; Lozan Müzakereleri (iki devre: I. Lozan Müzakereleri 21 Kasım 1922 – 4 Şubat 1923; II. Lozan Müzakereleri 23 Nisan 1923 – 24 Temmuz 1923) Lozan Üniversitesi’nde ve Hôtel Beau-Rivage Palace‘ta devam ettiği gibi nihayetinde Barış Anlaşması yine bu otelde imzalanmış.

Üçüncü önemli nokta; Beau-Rivage Oteli‘nde yalnızca I. Dünya Savaşı’nın Türkiye cephesini sonlandıran bu anlaşma değil, İtalya’yla Trablusgarp Savaşı’na son veren Uşi [OuchyAnlaşması da imzalanmış (17 Ekim 1912). Özetle bu otel, yakın tarihimiz için en önemli noktalardan biri, denilebilir.

Kıyıdan beyaz cephesi ve bir kare kutuya benzeyen görüntüsüyle olduğu yere az evvel yerleştirilmiş bir logo parçasını andırıyor.

IMG_7268

Lac Léman kıyısındaki park ve ağaçların arkasındaki otel. (Tarafımızca çekilmiştir.)

La-tradition-en-mouvement-3

Otelin geçen yüzyıl başındaki hâli. (Kaynak)

Otele sonunda giriyoruz. Başka bir âlemden gelmiş gibi duran konuklar karşısında dilimizi ısırmamak mümkün değil; gayetle bir turist imajı çizdiğimizden belki de bir başka bir âlemden gelmiş gibi duran biziz. Manzara pitoresk; otel, eşini görmediğimiz derecede göz kamaştırıcı. Hayranlık içinde resepsiyona geçiyor ve fraklar içindeki resepsiyoniste soruyoruz:

“Lozan Anlaşması’nın imzalandığı Salon Sandoz bu otelde miydi?”

Soruyu dan diye yöneltmiyoruz, tabii. Fakat bu soruyu defalarca duyduğuna inandığım resepsiyonist, otel müşterisi olmadığımıza aldırmayarak, “Bugün önemli bir etkinliğimiz var o salonda. Sizi içeri alabileceğimi garantileyemiyorum. Lütfen beni takip ediniz,” diyor ve İsviçreli Monsieur Gustave H.‘nin ardından ilerliyoruz.

“Burda bekleyiniz.”

Bekliyoruz.

“Buranın sizin için önemini anlıyorum,” diye sözüne tekrar başlıyor. Türk olduğumuzu söylememiştik bile; “Ancak içerdeki fotoğrafları görüyorsunuz -akan slaytlarda mutlu bir çift var- bu sebeple fotoğraf çekmenize izin veremeyeceğiz.” “Hiç problem değil! Sadece girsek yeter.”

beau-rivage3

Anlaşmanın imzalandığı ve bugün düğünler ve -hâlâ- ulusal/uluslararası konferanslar gibi önemli olaylara ayrılan balo salonu, Salon Sandoz (Kaynak).

Süslemeleri, dekorasyonu, masaları devirmemeye özen göstererek; şaşkınlık içinde ve küçük dillerimizi yutarak salonda dolaşıyoruz. Hayal gücümü zorluyorum; İsmet Paşa’nın yumrukları, kahkahaları, Fransızca cümleleri, terini sildiği mendiller… Bugüne dek okuduğum her şey, müzakereler üzerine yaptığım ödev gözümün önünden akıp geçiyor.

lozan-anlasmasi-lozan-zafer-mi-hezimet-mi-lozanda-kaybettiklerimiz-lozanin-gizli-maddeleri-lozan-misak-i-milli

İmzaların atıldığı an. (Kaynak)

L'Illustré'_dergi_2_Ağu_1923_kapak

Anlaşmayı atıp binadan tatmin olmuş şekilde çıkan İsmet Paşa. Manşet: “Lozan Barışı” (Kaynak).

Hamasetin damarlarımdan tatlı bir zehir gibi aktığını hissediyorum. Böyle bir salonda aksi nasıl mümkün olur, bilemiyorum. Bir yanda, aynı gün okuduğum Lozan’ı tekrar tartışmaya açan söylevler geliyor aklıma. Diyorum kendi kendime, “boşver”. An’ın görkemi beni tekrar sarıyor. 93 yıl önce bu salona, birkaç parça eşya ve kiralık takımlarla gelen Türk heyetini düşlüyorum, sonra salonu sessizce gezen üç Türk öğrenciye bakıyorum. 93 yılda yaşanan şeyler, her ne idiyseler, boşa değilmiş. “Hezimet”çiler bunu düşünebilecek en temel yaşamsal faaliyetlerden, tahayyülden, tefekkürden ne kadar yoksun olurlarsa olsunlar; bu gerçeği değiştiremeyecekler.

I. Dünya Savaşı sonunda (altını çizerim, tırnak içinde) “yüz kızartıcı” anlaşmalara mahkum edilen Almanya ve diğer yenik devletler; 50’li yıllar itibariyle bir çeşit bağımsızlık elde edebilmiş “ezilen milletler” ve öbür yanda Türkiye. Uzun yüzyılların yükü ve tecrübesiyle, ayakları üstünde durmayı becerebilmiş bir halk. Sonrasını, tekrar, düşünmeyi kesip 24 Temmuz 1923 gününe dönüyorum.

Salondan çıkıyoruz. İşimiz bitmiş değil. Bu sefer, otelin öndeki giriş kapısındayız. Kapıdaki görevlilere hâtıra plakalarını soruyoruz. “Karşıda,” diyorlar, elleriyle çam ağaçlarının ardını gösterip.

 

IMG_8575

I. Plaka: “Lozan Antlaşması, İtalya Krallığı ve Osmanlı İmparatorluğu arasında Beau-Rivage’da imzalandı. 17 Ekim 1912” (fotoğraf: @mervegumuskaya)

 

IMG_4509

II. Plaka: “24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması, Beau-Rivage Oteli’nde Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve Türkiye arasında imzalandı.” (fotoğraf: @mervegumuskaya)

Otele ilk girdiğimiz yere, Lac Léman manzaralı terasa çıkıyoruz. Güneş uzaklarda batıyor. Telefondan kontrol ediyorum, şimdiye dek 12 km yürümüşüz. Kiliseler, küçük meydanlar, inişli çıkışlı yollar, caféler, sahiller, lüks bir otel, görkemli bir balo salonu ve geçmişin uzak ve güzel bir hâtırasını sinesinde taşıyan taşlar. Gizli maddelerin izine hiçbir yerde rastlamadık.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s