Çiiz Çekmek

Erkekler neyi, nerede, ne zaman yapacaklarını bilmezler. Onunla ilk sohbetimizde -ki kendisini gayetle sinir bozucu ve nobran bulmuştum- bir kareli gömlek giydiğini hatırlıyorum. Oysa bana kareli gömleğin güzelliği bir sevgilimce öğretilmiş; bir diğerinceyse çirkinliği belletilip giyilmesi yasaklanmıştı.

Erkekler her şeyi bilir. Antik Çağ’ın buram buram “en çok şeyi ben bilirim,” kokan ağabeyi Sokrates’in martaval okumasına bakmayın. Tüm spor dallarını, Ortaçağ şövalye hikayelerinden Tokugawa ailesine bütün tarihi, evye ve bilumum mutfak eşyalarını, en iyi kurutulmuş ahtapotun nerede yeneceğini ve dahi pek çok şeyi en iyi kendisi bilir. Oysa ben -her şeyi en iyi benim bildiğime derinlerde bir yerlerde inanmama ve bunu bazı davranışlarımla mütemadiyen çevremdekilerin kafasına kakmama rağmen- mütevazılığın en ulu özelliklerden biri olduğuna inanırım.

Başka farklılıklarımız yok mu? Tahminim odur ki Aristoteles’in Corpus‘unu baştan sona dolduracak bir liste hazırlayabiliriz. Fakat ortak noktalarımızı sıralayacak olursak Bibliothèque nationale’de koca bir seksiyonu kapatmak gerekecektir.

Çok fazla liste hazırladık kendisiyle; daha yapacağımız listelerin listesi bile bir köşede (benim telefonumun taslaklar kısmında) duruyor. Klasiktir, erkeğiz, ilk listemiz “kızları puanlama” üzerine olmuştu. Elbette ki metodolojimiz bu yazının konusu değil. Ancak öyle bir liste var ki kendisinden bahsetmek bile, ne kadar cocky durursa dursun, kendimizi cool sandığımız sanılsın arzusu ile kaleme alınmış ve -yine tarafımızca- çok ama çok takdir edilmişti: “Çiiz -ya da Çîz- Çektiğimiz Şehirler Listesi“.

Hayatının herhangi bir bölümünde Mefistofeles’le karşılaşıp ona ruhunu satmamış ya da satmayı aklının ucundan geçirmemiş bir ademoğlu yoktur. Faustus yalnız değil. Hele yeryüzünde öyle çok Lucifer kompleksine tutulmuş insan var ki Ziyâ Paşa’nın “dehri arasan binde bir âdem bulamazsın” mısraına rahmet okuturlar. Geçelim.

Biz Mefistofeles’le erken yaşlarda tanıştık. Ben Mefistofeles’e anlaşmamı İstanbul’dayken, üniversite sınavına hazırlandığım bir dönemde imzaladım. Haftada bir mi iki mi? Bazen belki hiç. Ama eminim, iki haftayı geçmezdi Mefistofeles’in o sıcak, altın rengi boynuzlarından uzak kalışım.

O, Mefistofeles’i sevmezdi. Çirkindi Mefistofeles; soluk renkli, yağlı, pis kokan fakat her şeyden önce “kalitesiz”.

Tim Burton'ın Dark Shadows filminin ünlü sahnesi.

Gelgelelim o havalarda gezen burun, ansızın, Türklüğün şu sıralar en büyük düşmanlarından biri olan döviz kuruna tosladı.

Çekirge salıverilmiş, “bir daha mı gelece’n dünyaya,” denilerek paralar saçılmıştı. Çarpı dörtler mi dersiniz, çarpı beşler mi; araba satın alınmış gibi marketten çıkılan bir dönemmiş onun için… Halbuki torbada sadece altı yumurta, süt, biraz sosis ve ekmek olurmuş.

O günlerden birinde -burası artık benim hikâyeleştirmem- Montparnasse’a doğru adımlarken Lucifer’in alevden bakışları ve tüyler ürperten gülümsemesine rastlamış. “Solamen miseris socios habuisse doloris.” diyormuş Mefistofeles, son kurbanını da ağına çekerken.

Çaresiz, üşümüş ve yalnız. Egosu yerle bir, hayalleri perişan, elinden tutanı yok. Lucifer’in gösterdiği patikadan ilerlemiş. Lucifer, misérable ruhunu sunan bu zavallı adama, bilgelik ağacının meyvesini sunar gibi, ilk çiizi uzatmış. “İlk taşı çiiz yememiş olanınız atsın,” demiş ya azizin biri. İlk çiizini yediğinden beri bu misérable, o saflarda değil.

Sırrını bana açtığındaki şaşkınlığımı hâlâ hatırlıyorum. Fakat bununla beraber, çok da mutlu olmuştum. Çünkü artık o da bu saflardaydı. Cephe genişlemişti. Çok para harcadığı ama karşılığında düşük standartlarda yaşadığı demler nihayet bitmiş; düşük fiyatlarla düşük standarda kavuştuğu günler başlamıştı:

Acıktık mı? Çiiz çekelim. Susadık mı? Çiiz çekelim. Mesajımıza günlerdir beklediğimiz cevap gelmedi mi? Çiiz çekelim. Metroya mı geciktik? Çiiz çekelim. Hanım arkadaşlar kıyafet mi bakıyor? Çiiz çekelim. Papara mı yedik? Çiiz çekelim. Çok mu yorulduk? Çiiz çekelim. Çişimiz mi var? Çiş çekelim. Birinden kaçmak mı gerek? Çiiz çekelim. Birini yakalamak mı gerek? Çiiz çekelim. Sevdik mi? Çiiz çekelim. Özledik mi? Çiiz çekelim.

Gel bu şehirde sefâyâb olalım çîz çekelim…

Bu güzel yoldaşlık için teşekkür ederim. Dr. Faust olarak, siyah fötr ve kasketlerle iyi iş çıkardık. “Le Spleen de Paris“yi, “Down and Out in Paris and London“ı, “A Moveable Feast“e çevirdik. Darısı, yedi tepeli Şehrimizde çekeceğimiz nice kokoreç, midye tava, mantı, kebap, lahmacun, döner, sandviç, vs. vs.ye.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s