Şubat 2018 – Yeni Kitaplar

Bir dizi seyahat ve okulun başlaması sebebiyle geçtiğimiz ay çok yazamadım. Bu ay telafi edeceğimi umuyorum.

Ancak bu süreçte ara vermediğim tek şey, kitap almak oldu. Öyleyse başlayalım.

  • Proverbes chinois, Roger Darrobers, Seuil, Paris, 2011, 250 s.

Darrobers, Paris-Nanterre ve INALCO’da ders veren bir sinolog. 1996’da ilk defa basılan kitap, Çin’in folklorik kültüründen ve MÖ 4. yüzyılda ortaya çıkan dört büyük düşünür (Konfüçyüs, Laozi, Mencius ve Zhuangzi)’ünn eserlerinden süzülen 1500’e yakın özdeyişi bir araya getiriyor. 19 farklı temaya bölünen atasözü ve vecizeler, “Doğu bilgeliği”nde önemli bir yere sahip.

  • Les entretiens du Bouddha, Môhan Wijayaratna, Seuil, Paris, 2001, 264 s.

“Doğu bilgeliği” dedik ya… Budizm üzerine bir şeyler okumaya başladım son zamanlarda; bu eserle (Buddhism for Dummies tarzı kitapları bitirdikten sonra) Budist geleneğin 21 klasik metnini keşfetmeyi planlıyorum. Buda’nın halkası ve öğrencilerinin yazıları, üstâdlarının söylevlerini derleme çabaları; 12-13. yy’larda yeni Budist tarikatların türemesiyle çeşitlenen öğretiler…

  • Le Moyen-Orient, Fin XIXe-XXe siècle, Leyla Dakhli (ed.), Seuil, Paris, 2016, 461 s.

Fransızcada Ortadoğu üzerine yapılmış yüzlerce çalışma mevcut. Bir zamanlar bölgeyi yönetmeye aday oldukları, hâlâ bu gayeyi gizliden taşıdıkları âşikâr; fakat sadece bu sebeple değil Ortadoğu’ya bunca yoğunlaşmaları. 1,5 milyon üzerinde Arap ve 1 milyonun üzerinde Türk, bir o kadar Ermeni ve Kürt göçmenin yaşadığı bir ülke Fransa.

Leyla Dakhli de CNRS’te görevli ve çağdaş Arap dünyası üzerine çalışmaları olan bir akademik. Editörlüğünü yaptığı bu kitapta, 19. yüzyıl sonundan 1980’lere dek Ortadoğu’daki farklı siyasal ve toplumsal konulara değinen 12 yazarın makalelerini bir araya getiriyor: 20. yüzyıl başındaki Ortadoğulu feminist hareketler, aile yapısı; Osmanlı’nın millet sistemi ve bunun sonraki bağımsızlık hareketlerine etkisi; Edhem Eldem‘in kaleminden Osmanlı burjuvazisi; 20. yüzyılda şehircilik çalışmaları; Noémi Lévy-Aksu‘nun Osmanlı polis teşkilatı üzerine incelemesi; göçmenlik sorunu; kozmopolitlik ve milliyetçilikler; Ortadoğu köylüsü; İran siyasal yaşamı; Türk Devrimi ve modernleşmesi; coğrafyadaki askerî vesayet.

  • Poems & Prophecies, William Blake, Random House (Everyman’s Library series), New York, 1970, 437 s.

18. yüzyılın “çatlak” şairi Blake’le, küçük şiir parçaları haricinde, Burhan Sönmez‘in tercüme ettiği “Cennet ile Cehennemin Evliliği“nde (Ayrıntı, 2016) tanışmıştım. Kendinden sonra gelen romantikleri ve Aydınlanma sonrası düşünürleri etkilemeyi başarmış coşkun bir kalem; insanı hayal âlemine mahkum eden bir çizer.

Avrupa’da olmanın en güzel yanı ne derseniz – İran’da da gerçi böyle bir müesseseden bahsetmek mümkün – ; öğrenci vs. demeden, okuyan herkese sunulan imkanlar. Şairin tüm şiirlerini bir araya getiren bu eser yalnızca 1,5 euro. Temiz, sayfaları yıpranmamış.

Türkiye’de böyle –

susuyorum.

  • Il neige dans la nuit et autres poèmes, Nâzım Hikmet, Gallimard, 2017, 422 s.

(Aşağıda güzelliklere eğilmeden önce belirteyim; kitapçılarda 12 euro’ya satılan bu müthiş eseri, yine okur dostu bir medeniyet sayesinde, 2,5 euro’ya edindim.)

Münevver Andaç ve Güzin Dino‘nun, sanırım eşine az rastlanır mükemmellikte, bir tercümesi. Nâzım‘ın şiirinin evrenselliğinden mi kaynaklanıyor bu, bilemiyorum; ancak kitaptaki herhangi bir dizeye baktığınızda, değme Fransız şair böyle yazamaz, dersiniz.

L’air est lourd comme du plomb.

Je crie

            je crie

                       je crie.

Venez vite

                       je vous invite

                                               à faire fondre

                                                                        du plomb.

Meşhur “Hava kurşun gibi ağır,” mısraı ve devamı. Burda Nâzım’ın şiirinin söylevsel ve mekanik yönünü görmek mümkün. O sebeple çeviri kim tarafından yapılsa, sırıtmazdı, diyebiliriz belki. Fakat “Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın / yok edin insanın insana kulluğunu / bu dâvet bizim… mısraları:

Que les portes se ferment qui sont celles des autres,

Qu’elles se ferment à jamais,

Que les hommes cessent d’être les esclaves des hommes,

                                                           cet appel est le nôtre.

kulağa Eluard‘ın yazdığı mısralarmış gibi geliyor. Le Serpent-Noir‘ın (Karayılan Hikâyesi) ağzından “Frappez, holà les braves, voici venu le temps de l’honneur“ü (“Vurun ha yiğitler, namus günüdür”) duyunca İspanyol İç Savaşı’ndan sahneler canlanıyor gözünde insanın.

Burda artık durmak gerek. “Çeviri” üzerine devasa bir külliyet varken ve Nâzım başlı başına bir dev şahsiyetken bu tartışmalar, kıyaslar uzar gider. Öyleyse “Ne güzel şey hatırlamak seni, / yazamak sana dair, / hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek: / filanca gün, falanca yerde söylediğin söz, / kendisi değil / edasındaki dünya…” diyerek ve Andaç ile Dino‘yu saygıyla yad ederek bitirelim:

Que c’est beau de penser à toi

d’écrire pour toi,

de penser à toi     couché sur le dos     en prison :

un mot que tu     dis tel jour à tel endroit,

                                        pas le mot     lui-même,

      mais l’univers qu’évoquait le timbre de ta voix…

  • Belâ Çiçeği, Attilâ İlhan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, 136 s.

Attilâ İlhan üzerine bir şey söylemeyeceğim; kelimeler uzar gider ve bu yazı farklı bir yere varır. Ama şunu eklemeliyim: Fransa’dayken çok sevdiğim bir dostum sayesinde “Ferda” şiiriyle tanıştım üstâdın, çok geç ama yine de sevinerek. 8 dakikalık ses kaydından İlhan‘ın, kaç defa dinledim bu muhteşem şiiri, şiir tarihini, edebiyat tarihini, ihtilâl tarihini, devrim tarihini… O yüzden İstanbul’daki ilk işim “Belâ Çiçeği“nin bir baskısını almak oldu. Unutmuyorum:

“belki bu son gecemiz doktor sabiha’yla”

  • Churchill, Roy Jenkins, Macmillan, 2011, 1001 s.

Kısa sürede Türkiye’de ilk gözlemlediğim şey – enflasyonun her tür tüketim maddesini vurmasının yanında – kitap fiyatlarındaki artış oldu. Üzülüyorum memleketimiz için. Daha başka nasıl ifade edebilirim sıkıntımı, bilemiyorum. Nadirkitap hakkında yaşanan şikayetler de ortada. Avrupa’da bulunanlar içinse çok güzel bir başka imkan var: Abebooks. Kıta Avrupası’nın ve ABD’nin dört köşesinden, gayet makul fiyatlara, yabancı dillerdeki çok çeşitli eserleri sipariş edebiliyorsunuz. Piyasa değeri bilmemkaç pound’u bulan bu harikulade Churchill biyografisini sadece 0,85 sent’e (o günkü – birkaç hafta önceki – değeriyle 3,95 tl) satın aldım. Kitap gayet temiz, vs. vs.

Bu biyografiyle ilk kez üniversitemin kütüphanesinde karşılaşmıştım ve aklımın bir köşesine not etmiştim. Kitabın içinde gördüğüm şu fotoğrafsa çok çarpıcıydı:

ed24b8ab8251ff798dffec43703760b6

Soldan ikinci Churchill, onun solunda Gertrude Bell ve onun yanında Arabistanlı Lawrence. 1921’de Piramitlerin önünde poz veriyorlar. Kahvehane muhabbeti kaçacak ama hani ya, “Ne güzel böldük İmparatorluğunuzu,” deyip gülüyorlar sanki. Türk karşıtlığında zirve nokta olan bu üçlü, bugünkü Ortadoğu’nun mimarlarından. Müthiş bir üçlü. Hastasıyız.

Eser ise ödüllü, çok beğenilen ve referans gösterilen bir kaynak. Önerilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s