“Ona Buna Kapak Olsun” Diye Yaşanan Hayatlar

“…Nietzsche şunu vurgular: ‘Soylu’ olanlar kendilerini düpedüz “mutlu” hissediyorlardı; mutluluklarını yapay bir şekilde üretmek… [ya da] mutlu oldukları konusunda kendilerini telkin etmek ve kandırmak zorunda değildiler… Dört başı mamur, kuvvetle dolup taşan ve bu nedenle kaçınılmaz olarak canlı insanlar olsalar da, mutluluğu eylemden ayrı düşünemeyecek kadar akıllıydılar, onların zihinlerinde eylem mutluluk addediliyordu kaçınılmaz olarak…”

—Zygmunt Bauman, Yaşam Sanatı, Ayrıntı Yayınları, çev. Akın Sarı, İstanbul, 2017, s. 30. İtalikler yazara ait.

Geçtiğimiz yazın başından bugüne, ne zaman bir araca binsem radyoda mutlaka Demet Akalın‘ın bir başka şarkıcı ile düetini, “hit” parçasını işitiyorum:

Sana bana olamaz dediler
Bir ihtimal bile vermediler
Hasetlikten eridiler
Sonunda kazananı gördüler

Sana bana olamaz dediler
Bir ihtimal bile vermediler
İkimize hep nazar ettiler
Sonunda kazananı gördüler

Çatlayanlar, patlayanlar, çatlayanlar, patlayanlar kıskananlar bir dursun

Aşkımız ona buna onu buna kapak olsun
Gelene de geçene de ders olsun
Ders olmazsa oh olsun!

Çatlayanlar, patlayanlar, kıskananlar bıdı bıdı yapanlar kenarda dursun

Pop şarkıcısı Demet Akalın‘ın söylediği şarkıların genellikle agresifliği ve romantik bir ilişki sonrasında alınan/alınacak intikama yönelik, hınç dolu sözlere sahip olduğu herkesin mâlumudur. Belki de bu yüzden, kendisini eleştiren onca kişiye rağmen Türkiye’de en çok dinlenen, kazanan, bilinen isimlerden biridir. Akalın‘ın söylediği şarkılardan kaçının güftesi kendisine ait, bilmiyorum. Fakat çoğu zaman, içersinde bulun(mak zorunda ol)duğum ortamlarda insanların kendilerin geçmişçesine çalan şarkıya eşlik ettiklerine şahit oldum. “Müziği güzel abi” diyorlar ve devam ediyorlardı.

Bu yazıyı, uzunca bir süredir okumaya devam ettiğim ve bitirip bir kenara koymaya kıyamadığım, Bauman‘ın “Yaşam Sanatı“ı başlıklı eseriyle meşgul olduğum bir günde kaleme aldım. “Sevinçli filozof” Spinoza‘yla benzer bir derde düşen Üstâd, modern akışkan toplumda mutluluğun nereye kaybolduğunu araştırıyor.

Kaybolan mutluluk değil aslında, Bauman‘a göre. Yaşadığımız çağın tüketim odaklı zihinsel temeli, insan hayatının her yerine sirayet etti. Bu sebeple “mutluluğun” yerini, “mutluluk arayışı” aldı. Sahip olduğumuz metalar, hissettiğimiz duygular, (her türlü) ilişkide bulunduğumuz insanlar yetmiyor bize artık. Bekleme süresini göz ardı edip “kullan-at” ilişkilerle, metalarla kendimizi anlık mutluluğa gark ediyoruz, doyduktan sonra bir yenisine yelken açıyoruz.

Hayatımız oradan oraya sürükleniş şeklinde artık.

Doyumsuzuz.

Fakat çevremizde görebileceğimiz bir başka özellik de hazımsızlığımız.

Hazımsızız. Kıskançlıktan öte bir haset duygusunun pençesinde, mutluluk arayışımızda tatmin olamadığımız için belki de, birbirimizden nefret ede ede yaşıyoruz.

Teknolojinin, sosyal medyanın, refah seviyemizin etkisini düşünsek de düşünmesek de; içinde yaşadığımız toplum (kendi toplumumuzu kastediyorum), birbirini ölesiye kıskananlardan oluşan bir kitle hâlini aldı.

“Benim yok, onun da olmasın” tarzı bir kıskançlık değil içinde olduğumuz durum. “Benim var, onun olmasın” şeklinde bir kötülüğün pençesindeyiz.

Tatile giden arkadaşlarımızı düşünün. Yurtdışına seyahate çıkanları, güzel bir restoranda yemek yiyenleri, lüks tüketim eşyalarına sahip olanları. Fakat sıkıntı bu toplulukla da bitmiyor: Gelir düzeyimiz, ait olduğumuz sosyo-ekonomik sınıf ne olursa olsun; birbirimizi (Akalın-esk bir terimle ifade edersem) “çatlatmakta” yarış hâlindeyiz: Köyüne seyahat edenler de, kimilerince bayağı görülen kafe veya börekçilerde “takılanlar” da, alelâde tüketim eşyalarına mâlik olanlar da. Hepimiz, elimizde neyimiz varsa, kalmışsa; bir diğerimizinkinden daha iyi, daha güzel, daha keyifli, daha romantik, vs olduğunu kanıtlamaya didiniyoruz.

Çatlayanlar, patlayanlar, kıskananlar

Kim, niçin bizim mutluluğumuz yüzünden çatlasın, patlasın, bizi kıskansın? Biz cidden evrenin merkezinde miyiz?

…hep nazar ettiler”

Bize hep nazar ederler zaten. Başımıza gelen her kötü şey, bir başkasının fitne fücur saçışından kaynaklanır.

Hayır.

Bizim içimiz fitne fücurla, kötülükle, “nazar”la dolu olduğu için diğer herkesi de kendimiz gibi sanmaktayız. Birilerine nazar değdirmeye uğraştığımız için, ayağımıza çakıl taşı değdiği an, bizi “çekemeyenler”in nazarına isabet ettiğimizi düşünüyoruz.

Aşkımız ona buna kapak olsun

Benim mutluluğum niçin bir başkasına “kapak olmalı”? Mutluluk nedir öncelikle? Bireyin içinde var olan tatmin olma hissi midir? İki bireyin ereklerinin uyuşmasından kaynaklanan bir başka tatmin duygusu mudur? Yoksa öznenin dışında bulunan diğer bireylerin “çatlamasına, patlamasına, kıskanmasına” bağlı olarak ortaya çıkan bir his mi?

Günümüzde sonuncusu, elbette.

Ekran Resmi 2018-09-13 19.09.52

Sorgulanmayan hayat, yaşanmaya değmez.” (MÖ 399) / “Selfilenmeyen hayat, yaşanmaya değmez.” (2018)

Şahsî tecrübelerime dönüp bakıyorum ve “x’e gidince paylaşacağım fotoğrafları çok kıskanacaksınız” gibi cümleler çekip alıyorum hatıramdan (x bir yer, mekan, kişi olabilir). Demet Akalın‘ın ağzından çıkan “Sonunda kazananı gördüler” tümcesi, bu anılar sonrasında daha anlamlı geliyor. “Kazanan” kimdir, nedir, neyi kazanmıştır? Cevaplar elbette, belli; ancak cevaplara ulaştığımız süreç ürkütücü.

Bu durumun sebebi nedir? Hindistan ve Çin gibi oldukça fazla nüfusa sahip ülkelerde bireyler arası rekabet, insanları eğitimde ve pratikte ilerlemeye sevk ediyor. Türkiye’deki rekabet ortamı ise bizleri kin ve hasette yarışmaya yönlendirmiş. Nietzsche‘nin köle ahlâkına sahip insanlarda var olan hınç duygusunu anlatan “ressentiment” felsefesi, her ne kadar, bize güzel terimler hediye etse de meseleyi “objektif” bir biçimde çözümlememize yardımcı olamıyor. Nietzsche’nin “hınç“ının yanına Bauman’ın,kişinin kendi benliğinden kurtulma ve ısmarlama bir benlik edinme düşü” (Yaşam Sanatı, s. 22) diye açıkladığı duyguyu koymak işimizi dahakolaylaştırabilir.

Her hâlükârda, bu akışkanlığın dışında kalıp olan biteni dehşetle izleyenlere:

“Gelene de geçene de ders olsun
Ders olmazsa oh olsun!”

demek gerekiyor, belki de.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s